Hedeflerin Önemi

          Yaşadığımız baş döndürücü hayatımız ve bu hayatın içinde özellikle de yaz dönemlerine biriktirmeye çalıştığımız küçük molalar olan tatiller bizim çalışma amacımız haline geliyor. Sıklıkla kendime ve çevreme “Ne için çalışıyoruz?” sorusunu soruyorum. Bu soruyu  sorduktan sonra sanki cevabı bilmiyormusun gibi bir bakışla karşılaşıyor ve “tabi ki para için” ve “hayatımı sürdürmek için” cevaplarını alıyorum.

         Sohbet biraz daha uzayınca ya da ben farklı sorularla çevremdekileri sıkıştırmaya başlayınca cevaplar biraz daha karmaşık hale geliyor. Kimi tatil için, kimi çocukları için kimi ise sadece hayatın zevkini çıkarmak ve harcamak için, büyük bir kısım ise geleceğini düşünerek va çalışamayacağı günleri güvenceye almak için çalışıyor. Pek azımız hedeflerimiz için çalışıyoruz aslında. İş hayatı ya da özel hayat ile ilgili bir hedef koymadıkça sadece çalışmış olmak için çalışıyor ve hayatımızın elimizden akıp gitmesine izin veriyoruz. Çocukken hayaller kuruyor ve büyüdükçe bu hayalleri gerçekleştiremeyeceğimizi düşünüyoruz. Büyüdükçe yaşadığımız başarısızlıklar ve karşılaştığımız zorluklar hayatımızın kontrolünün bizde olmadığı duygusunu ortaya çıkarıyor ve zamanla kendimize olan öz saygıyı kaybediyor ve herşeyi mış gibi yapıyoruz. Doğan Cüceloğlu bir kaç yıl önce yazmış olduğu “mış gibi yaşamlar” kitabında bu duyguyu çok güzel özetlemişti. “Kimimizin körleşip fark etmediği, kimimizin kanıksayıp artık yadırgamadığı mış gibi bir yaşam yaşıyoruz. Sanki kaderimiz olmuş kuşaktan kuşağa sürüp gidiyor. Yaşamış gibi görünüp de aslında yaşamamak .. ve yaşamadığının farklında olmamak” kitabın arka kapağında yazılı olan bu sözler hiç aklımdan çıkmadı.

Geçenlerde okuduğum bir makale “Ne için çalışıyoruz? hedefimiz ne?” sorusunu tekrar kendime ve çevremdekilere sormamı sağladı. Harvard Üniversitesi’nden Ellen Langer 1997 yılında bir huzurvinde yaşayan yaşlıların yarısına birer ev bitksisi verir ve ona bakmalarını ister. Yaşlıların diğer yarısına da aynı ev bitkisi verilir ve onlara görevlilerin bitkilere bakacağı söylenir. Altı ay sonra, bitkiyi sahip olan ama bitkinin bakımından sorumlu olmayan grup altı ay öncesine göre daha sağlıksız ve daha mutsuz olmuştur. Daha da önemlisi huzurevinde görülen ölümler o dönemde saksı bitkisine bakma sorumluluğu olmayan kişiler arasında gerçekleşmiştir. Aynı deney değişik dönemlerde değişik gruplar arasında denenmiş ve ve benzer sonuçlar elde edilmiştir. Ellen Langer bu deneyin sonucuna dayanarak hayatlarının kontrolünü ele alan kişilerin, almayanlara oranla daha başarılı ve fizyolojik açıdan daha sağlıklı olduğunu söylemiştir. Langer bu makale ile yaşama tutunacak bir nedeni olan insanların daha uzun yaşadığını söylemektedir.

Bu durumda en azından daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmek için hayatımızın kontrölünü elimize almamız gerekiyor.  Peki bu kontrolü nasıl alacağız?, önümüzü nasıl açacağız?   İlk adım sanırım hedef koymak  ve mış gibi yaşamamak ve mış gibi çalışmamak. İş yerimizi sevmeyebiliriz, yöneticimiz bizi canımızdan bezdirecek hale getirebilir ama bütün bunlar kontrolü elimize almamamız için yeterli bahaneler değildir. Eğer kontrolü elimize almazsak aynı huzurevinde yaşayan yaşlılar gibi olur ve elimizdeki çiceği, ben buna hayatımız diyorum başkalarının sulamasına ve yönlendirmesine izin verir ve yaşımız ilerledikçe geçen hayatımıza üzülürüz. Önemli olan yılmamak ve devam etmek.  ”Benden bu kadar” demeden “kendim için daha ne yapabilirim?” diye düşünmek. İşimizi sevmiyorsak seveceğimiz bir işi aramak, yöneticimiz bir bezdiyorsa cesaretle bizden ne istediğini sormak. Kazandığımız gelirden memnun değilsek daha fazla nasıl kazanabiliriz üzerinde plan yapmaya başlamak ilk adım olabilir.

İş hayatında bize yazılı olarak verilen hedefler için canımızı dişimize takıyor ve gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Aynı gayreti hayatımızla ilgili hedeflerde gösteremediğimizi düşünüyorum. Bununda en önemli nedeni yeteri kadar biyografi okumadığımızdan kaynaklanıyor. Tüm başarılı insanlar hayatlarındaki mutluluk ve mutsuzluklara tarafsız bakabilen insanlar.   Dedem kendi hayatı ve sevdikleri için bir defter tutardı. Günlük tutmak doğal olarak bende de biralışkanlık haline geldi.  Daha sonra çevreme baktığımda kendi hayatı ile ilgili defter tutan ve kısa günlük yazan çok kimseyi görmedim. Halen etrafıma baktığımda ajanda ile toplantıya gelen ve sadece toplantı ile ilgili notları yazanları görüyorum.  Çantalarımızda küçük bir defter taşıyoruz ama çoğunla içleri boş oluyor. Hedef koymak için ikinci adımda yaptıklarımızı iyisi ve kötüsüyle yazmak olmalı. Hem başarıları hem de başarısızları not etmek gerekiyor. Başarılar yazılmalı ki ileri de başaramayacağımızı düşündüğümüzde daha önce nasıl başardığımızı görelim. Başarısızlıklarda da yaptığımız hataları bir daha yapmamayı hatırlayalım. Kendimize hedefler koymayı ertelemeyelim ve başarılarımızla mutlu olmayı da öğrenelim.

Ne için çalışıyoruz? sorusuna, bem hayatımın kontrolünün bende olduğunu unutmamak, hatırlamak ve kendi hedeflerimi gerçekleştirmek için diyorum. Sizlerinde kendi yanıtlarınızı bulmanız dileğiyle iyi haftalar.

Ayşegül Güngör

 

Kaynak

Temmuz 25, 2012 tarihinde Kariyer, Sektörel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: